|
||
| SATILAN İNSANLIK AKP iktidarı eskidikçe sırı dökülmüş aynaya benziyor. Bir öncekini tamamlayan yeni yasal düzenlemeler giderek daha çok vatandaşın ve kurumun hükümet ile ilişkisini karartıyor. Türk-İş,Tekel işçileri, KESK, Kamu-Sen, Türk Eczacıları Birliği,Türkiye Hekim Platformu. Çalışan örgütlü kitleler hak sorunlarını ve mücadelesini ancak sokaklarda tartışabilir durumdadır. * Hükümet, TBMM' deki görüşmeleri devam eden ve hekimlerin tepkisini çeken Tam Gün Yasa Tasarısından geri adım atmıyor. Hekimler ve sağlık çalışanları meslek örgütleri ve kamuoyunun görüşleri alınmadan, kuşkuları giderilmeden çıkarılmak istenen yasaya tepkiyi son olarak Ankara' da yaptıkları eylemle gösterdiler. * Sağlık ve Sosyal Güvenlik Hakkı, tüm ülkelerde insanlığın temel hakkıdır. O nedenle hükümetlerin en iyi plânlama yapmasını gerektiren konuların başında geliyor. Türkiye' ye; Sağlık ve Sosyal Güvenlik alanında yapılan yasalar ve mevzuat değişiklikleri toplamından bakıldığında halkın sağlık temel hakkının giderek hızlanan bir şekilde yok edildiği anlaşılıyor. * Türkiye' de özelleştirme uygulamaları , AKP iktidarı sürecinde kurumsal özelleştirmeden, sektörel özelleştirmeye dönüşmüştür. Mesela yabancı sermaye çekebilmek için Türkiye' nin banka ve sigortacılık sektörü uluslararası sermayeye satılmıştır. Bugün Bankacılık ve Sigorta Sisteminin % 75 ini uluslararası şirketler yönetiyor. Bu şirketlerin gözü ; Özel Hayat ve Sağlık Sigortaları ile devletin resmî sağlık harcamalarından oluşan devasa pastadadır. Şirketlerin kazançları için bu pastadan alacakları pay çok önem arzediyor. Uluslararası sermayenin kucağında Türk finans sisteminin piyasalardaki siyaseti ve uygulamaları; sağlık sisteminin tepe noktasını oluşturuyor. Sermaye ; sağlık sisteminin alıcısını temsil ediyor. * Elbette Sağlık Sektörü de; '80 li yıllardan itibaren Sosyal Devlet olgusundan uzaklaşarak kamu hizmeti olarak yürütülen mal ve hizmet üretiminin piyasalaştırılması sürecine dahil edildi. Avrupa Birliği ülkelerindeki yüksek sağlık hizmet maliyetleri, sağlık turizmi gibi nedenlerle de artan, yutiçi-yurt dışı sağlık hizmeti talebi özel sağlık kuruluşları vasıtasıyla verilmeye başlandı. 350'ye varan yerli-yabancı özel hastaneye - ki gelecek 10 yıl içinde sayının ikiye katlanacağı hesap ediliyor- yılda ortalama 13 Milyon insan başvuruyor. Özel Sağlık Kuruluşları tedavi kurumları içinde % 22, yatak kapasitesi olarak %8 ağırlıkta bulunuyor. Ne ki Finans Sistemi öncülüğünde ve paralelinde onlar da yaptıkları yatırımların kâra geçmesini teminen biteviye devletin desteğini talep ediyor. * Branşlaşmış hastane, uydu poliklinikler, sağlık paketleri, hasta ve yakınlarıyla sürekli yakın temas gibi rekabet avantajlarına sahipler. Sağlık piyasasında bu ve benzeri avantajlarından yoksun kamu kuruluşları karşısında mütemadiyen güçleniyorlar. * Kamu Kuruluşlarında '89 da döner sermaye ile özelleşmenin adımı atıldı. "Ne kadar çok döner sermaye, o kadar maaş" sloganıyla sağlık hizmetinin ticarileşmesi yolu açılırken, çalışanlara döner sermayeden pay ödenerek temel ücretlerinin yükselmesi engellendi. Çalışanların ve hastaların müşterileşme süreci başladı. * '08 de sağlık yardımları Sosyal Güvenlik Kurumunca ( SGK ) karşılanan kişilerin, kurumca finansmanı sağlanan; sağlık hizmetlerinden , yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usullerini düzenleyen Sağlık Uygulamaları Tebliği ( SUT ) çıkarıldı. Özelleştirmeci devlet, fiyatlara müdahaleci oldu! Sembolik fiyat listesiyle hastaların istediği sağlık kurumuna gitmesinin yolu açıldı. Aile Hekiminden sevk almadan gidilen muayeneden " muayene olma parası "alınıyor. Aile Hekimine ise her 100 hastanın 15 ini sevk etmek hakkı veriliyor! Muayene ve tetkik neticesi ilacını almak üzere eczaneye gidildiğinde ilaca katkı payı ödeniyor. Bazı durumlarda Hükümet hastadan para bile kazanıyor!. Küçük sağlık kurumları iflasla yok edilip bir kaç büyük şirketin tüm sağlık sistemine egemen olmasının yolu açılıyor. Sonra dönüp, sağlık kesintilerinin kendilerine asla dönmediğinin farkında olmayan geniş halk kitlelerinden " herkese sağlık " sloganıyla oylarını talep ediyorlar. Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK ) ; hastaların büyük maddî katkısıyla sağlık sektöründe " Global Bütçe Uygulaması" nın merkezi durumuna geliyor. Özel Sağlık Kuruluşları ardındaki Uluslararası Finans Sektörü karşısında Sosyal Güvenlik Kurumu yer alıyor. SGK; Sağlık Sisteminin aktaran tarafını temsil ediyor! * Sıra sağlık sektöründe küçüklerin ayıklanması, üniversite ve eğitim hastanelerinde başlamak üzere kamu sağlık kuruluşlarının kalitesinin düşürülmesine gelmiştir.. Tam Gün Yasa Tasarısı ile rekabet alanından muayenehane ve özel poliklinikler ve hekimlerinin çekilmesi sağlanıyor. Çalışanların temel ücretlerinin iyileştirilmesi gerekirken ücretler hastaneden hastaneye farklılık gösteren döner sermaye gelirlerine bağlanıyor. " Ne kadar döner sermaye o kadar maaş " sloganı; sağlık hizmetinde ticarileşmenin bugün geldiği noktayı belirliyor. Bir yanda hekim, diğerinde hasta; mekanikî bir tarzda birbirine müşterileşiyor! Sağlık; " parada düğümleniyor. " Hükümet; devletin halktan topladığıyla SGK da oluşturduğu global bütçeyi özel sağlık kurumları vasıtasıyla uluslararası sermayenin acımasız sömürüsüne açıyor. Türk İnsanının sağlık temel hakkı, üstelik eğitimi, varlığı, katkısı ne olursa olsun değersizleşiyor. Türkiye külliyen fakir-fukara, garip-guraba ediliyor! * Arap Sermayesi Türkiye' de büyük sağlık yatırımları plânlıyor. Araplar önümüzdeki yıllar içinde 200 özel hastanenin kurulmasını projelendirmiş bulunuyor. Başbakan Erdoğan, Suudi Arabistan' da : " İstanbul ile Riyad' ın kaderi ayrı olur mu? " diyor... Türkiye' de kimi temel haklar, sorunlar sokaklarda tartışılıyor! |
||