|
||
| ÜLKÜCÜ OLMAK Oldeyince olduran, nimetleriyle besleyen ; öldürüp hesaba çekecek olan din günün sahibi; koruyan bagisliyan yüce Allah'in adiyla... Mutlak kudret sahibi Allah'a binlerce hamd olsun.. Salat ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen; iki dünyada rehberimiz, rahmet ve iman peygamberi Resulullah Efendimize; onun sanli ashabina, âlimlere, sehitlere ve gâzilere olsun! Can Ülküdasim ...! de oturan bir genç ülküdasimizdan aldigim mektubu okuduktan sonra yaziyorum bu satirlari.O gencin mektubunu okurken yüregim büyük acilarla kivrandi. Mektubu bitirdikten sonra uzun bir süre kendime gelemedim. Genç ülküdasimizin dile getirdigi meseleler asilinda bütün ülkücülerin gündemlerinde tutulmalidir. Bu kardeşimiz mektubunda diyor ki; "...Ülkücülük bu mu agabey! Biyigi asagi sakittin mi, yakana bozkurtlu rozet, boynuna bozkurtlu kolye taktin mi ülkücü mü oluyorsun? Ben kolye, rozet ve yüzük gibi seylere karsi degilim, hatta bunlari takanlar samimi olarak davalarini yasiyorlarsa saygi bile duyuyorum. Ama, fikir namina tamtakir olan, ayrica harekeleri ülkücülüge yakismayan kimselerde bunlari görünce son derece öfkeleniyorum. Zaten üzerlerinde bozkurt isareti tasidiklari halde çirkin davranislarda bulunanlarin ülkücü olduklarina kesinlikle innmiyorum. Bunlar olsa olsa ülkücüleri halkin gözüne kötü göstermek isteyen art niyetli kisilerdir..." Sevgili kardeşim Bu delikanli diyor ki; "Ben ülkücülerin atesten gömlek giydigi 12 Eylül öncesinde küçük bir çocuktum. Amcam ve arkadaslarindan ülkücülerin serefli mücadelerini dinliye dinliye bu kutlu yola sevdalandim. Su anda liseyi bitirmek üzere olan bir genç olarak bazi ülkücülerin hâllerine çok üzülüyor ve ülkücülük bu mu diyorum..." Delikanlinin öze dönük elestirileri ve hakli sitemleri su sekilde devam ediyor. "Ülkücülügü lekeleyen bazi tipler var diye, ülkücü hareketten kopacak degilim. Beni hiç kimse ülkücüyapmadi. Ben okuyarak, arastirarak, tabiri caizse kili kirk yararak bu yola girdim ve bütün dünya karsima gecerek <<ya öleceksin, ya ülkücü degilim diyeceksin>> dese, yine de bu mukaddes yoldan vazgeçmiyecegim... Allah rizasini kazanmak için canla basla çalisan gerçek dava adami agabeylerime; Türk esir olmasin, vatan bölünmesin,; ezan susmasin, bayrak inmesin diye topragin kara bagrina giren aziz sehitlerimize layik olmaya çalisacagim. Bizden evvel ülkücü olanlar çok çile çekmis; okulundan, isinden atilmis; günlerce mahallelerine girememis; kahpe kursunlarla vucutlari delik desik edilmis... Bize ne oluyor! Bu kadar rahat bir hayat yasamamiza ragmen kendimizi fikir bakimindan yetistirmiyoruz. Yarin bir ateistle, koministle, mezhepsizle, milliyetsizle tartismaya gireskek düsüncelerimizi anlatabilecek miyiz?..." Degerli kardeşim, Böyle genç yasata bu kadar ince düsünebilen ülkücülerin var olmasi bizleri gururlandiriyor. Bu gencin sözlerine hak vermemek mümkün mü. Maalesef, bu delikanlinin bahsettigi olumsuzluklar içinde debelenen arkadaslarimiz var. Bunlarin çogu iyi niyetli olsalar da bilgisiz olmalari sebebiyle davamiza zarar veriyorlar. Bu genç kardeşimizin mektubundan biraz daha alinti yapmak istiyorum. Gencimiz diyor ki: "...Bu nasil ülkücülük Allah askina! Ülkücü, Cenab-i Allah'in nizamini yeryüzüne yaymayi gaye edinmistir. Ílâyi kelimetullah ve nizam-i âlem davasi ugruna maliyla, caniyla; her seyiyle mücadele etmeye söz vermis olan ülkücüler, namazsiz.niyazsiz olabilir mi? Bir insanin kalbini kirmayi, Cenab-i Hakk'a itaatsizlik olarak degerlendiren ülkücüler, gönüllere korku, nefret salabilir mi? Annesini, babasini, akrabalarini, komsularini inciten insan ülkücü olabilir mi? Ülkücüler, <<zalime Yavuz, mazluma Yunus>> degil midir? Türk milletini ilimde, teknikte, maneviyatta dünya milliyetlerinin en önüne geçirmeyi hedefleyen ülkücüler, kahvehanelerde vakit öldürebilir; caddelerde aylak aylak dolasabilir mi? <<Vatanim, ha ekmegini yemisim, ha ugruna bir kursun!>> diyen ülkücüler, vatan ve millet sevgisini herkesten daha çok tasimiyorlar mi? Ülkücü, Kuran-i Kerim'de ve hasisi seriflerde tarif edilen Íslâm ahlâkinin örnek yasaticisi degil midir? Ülkücüyü uzaktan görenler onun yasayisina imrenmeli, <<gerçek müslüman iste böyle olur>> demelidir. Ülkücü, sanli ecdadimiz gibi hürriyete esir olmamali; maddî-manevî her türlü kölelige karsi çikmalidir. Ülkücü, kendi menfaati ile toplumun menfaati çatistiginda derhal toplumdan yana fedakârlik yapabilmeli; kendi hakkini yedirmiyecegi gibi, milletin hakkini da kimseye gasbettirmemelidir. |
||
|
||
| YANLIŞLIKLAR Ülküdasim, Dün aldigim mektubumda bazi sIkIntIlardan bahsetmissin... Davamizi taniyabilmenin yolu hakkinda görüslerini belirtmissin. Düsüncelerine aynen katiliyorum. Ülkücülügün ne olup olmadigini anlatirken; <<ülkücüyüm>>diyen bazi sahislarin menfi hareketlerinin, bilhassa genç kardeşlerimizin zihinlerinde bulaniklil meydana getirdigine isaret etmissin ki, bu üzerinde hassasiyetle durmamiz gereken bir husustur. Bu olumsuz tiplerin, bizi disaridan degerlendirenler icin de <<firsat>> verdikleri görüsüne katilmamak ve üzümemek elde degil. Ülküdasim, <<Bes parmagin besi de bir olmadigi>> gibi Allah'imiz insanlari farkli karekterlerde yaratmistir. Ayrica her insanin içinde iyi ve kötü bir çok özellik <<kolkola>> yasamaktadir. Bazi insanlarin fikrî sahsiyeti ile FITRÎ sahsiyeti bir birine uymuyabilir. Yani yaratilistan getirdigi bir takim özellikleri ile kafa yapisi arasinda uyumsuzluklar bulunabilir. Bu <<senkron>> bozuklugu hepimizde olabilir ve mutlaka <<bakim>>a, baska bir deyisle <<terbiye>>ya tâbi tutulmasi icap eder. Bencil yaratilisi bir insani baskalarini kendine tercih eden bir <<feragat adami>> haline getirmek çok uzun bir çalismayi gerektirebilir. Fakat, bütün mesakkatlar neticesinde <<üstün ahlâk sahibi>> bir toplum olusmasi bütün yorgunluga deger! Sevgili gönüldasim, Bir insanin karekterini iyice bilmeden onun hakkinda karara varmamaliyiz. <<Olmasi gereken>> ile <<olan>> arasinda hüküm verirken, karsimizdakinin de <<bizim gibi bir insan>> oldugu akildan çikarilmamalidir. Hangi dava olursa olsun, kendine gönül verenlerden çok önemli bir sey ister: Düsünce ve davranislariyla davanin esaslarina uymak! Eger bunu kabullenmeyenler varsa kendilerine daha kolay ve nefislerine hos gelen baska bir yola geçebilirler. Hareketimiz, <<Hürriyetçilik ve Sahsiyetçilik>> ilkesine sahip oldugu için ferdî kisiliklere deger verir, bununla birlikte deger yargilarini Íslâm inanci ve Türk töresinden aldigi için bu iki esasta tam mânasi ile baglanmayi <<sart kosar>>. Zaaflarimiz hem Türk, hem müslüman olarak sekillenmis kimligimize zaman zaman müdahale edilebilir. Ísze o zaman <<siyasi kisiligimizi>> sahsi varligimizin önüne geçirip inançlarimizin kontrolüne teslim olmaliyiz. <<Kendimiz olmak>> yolunda nefsimizle ve disaridaki engellerle mücadele etmek zorunda kalabiliriz. Bir dâva adamini <<sokaktaki adam>> dan ayiran en önemli fark belki de bu, baskalarina benzememek gayretidir. Biz <<kendimiz olmak>> derken bütün safligi ve saglamliyla Müslüman-Türk kimligini kasdediyoruz! Bu kimlige bürünmek isteyenler oldugu gibi, bu kimligi <<kaybedenler>> ve buna düsman olanlar da vardir. Biz, hem <<ecdadimiza benzemek>>, hem de onlarin tarihî misyonu olan <<âleme nizam verme>> ülküsünü gelecege tasimak gayesiyle donandigimiz için <<ferdi hayat>> yasama hakkina sahip degiliz! <<Ben>>imiz, <<biz>> içerisinde eridiginde yahut baska bir ifedeyle toplumsal suur içerisinde ayni düsünce ve idealleri paylastigimiz <<ülküdas>>larimizdan farkimiz kalmadiginda gerçek mânada bir teskilât ve dâva adami hâline geliriz. Insanlari, <<ayni tornadan çikmis>> fabrikasyon mamuller olarak görmüyoruz ancak, ayni fikir ve iman cografyasinda yasamaya karar vermis ve böyle bir taahhüde <<imza>> atmis insanlar arasinda azamî ölçüde <<gönül, kafa ve hareket birligi>> nin olmasi gerektigini idda ediyoruz. Bu itibarla, hareketimizin <<nev-i sahsina münhasir>> bir <<ülkücü tip>>i buldugunu söylüyoruz. <<Ülkücüyüm>> diyen insanlar, sahsî varliklarini teskilât prensiplerine uydurmaya <<söz vermis>> sayilir. Bunun için, ülkücü dünya görüsünü benimsiyenlerden, ülkücülügü hiç bir taviz vermiyecek sekilde hayat tarzi hâline getirmelerini istemek en tabii hakkimizdir. Ülkücülük, ihtiyaç oldugunda kullanilan, isi bitince yerine kaldirilan bir <<araç>> degil, bilakis adini tasiyan insanlarin hayatini sekillendiren bir mukaddes dâvadir. Degerli Ülküdasim, Bizimle <<yol arkadasligi>> edenlerin içerisinde henüz <<çig>> olanlar bulunabilir. Buna göz yummamakla birlikte düzeltmek için gayret sarfetmeliyiz. Hangimiz <<dört dörtlük>> oldugunu iddia edebilir. Hepimizde az-çok kusur yok mudur? Önemli olan kusurlu olanlari dislamak mi yoksa onlari <<kazanmak>> midir. Zaten fazilet, kusurlari sayip ortaya dökmek; ifsâ etmek degil, kötülügü bir iyilikle degistirmektir. Allah'in elçisi, Peygamber Efendimiz (selamun aleyküm.v.); 'Hepiniz kardeşinizin aynasisiniz. kardeşlerinizde bir leke gördügünüzde o lekeyi güzelce silin! buyurarak <<kardeş>> olmanin gereklerinden birini isaret etmislerdir. Ülküdaslarimizin <<ayibini>> kendi ayibimiz olarak kabul etmeli ve en güzel sekilde o ayibi bir faziletle degistirmeliyiz. Devamli kötü fiiller isliyeni ikaz etmek ve düzelmeleri tavsiyesinde bulunmak bizim icin ayni zamanda dinî bir vazifedir. Ahlak zaafi içerisinde bulunmaya israr edenler bütün <<ihtar>> ve çabalarimiza ragmen hataya devam ediyorsa, <<çikis kapisini>> göstermekte ertelenmez bir görevimizdir. <<Bir uyuz keçi bütün sürüyü pis eder>> misali davamiza zarar veren kisileri dislamak hakkimizdir. Tekrar edelim, bu en son basvurulacak bir istir. Bir Allah dostunun bu konuda, yani <<kötü arkadas>> hususunda muazzam bir hadisesi var ki, bizim için büyük anlam tasimaktadir. Ülküdasin... Bu büyük zatin <<namazli-abdestli>> bir arkadasi varmis. Ama nasil olmussa seytanin tuzagina düsmüs ve sapitmis. Bir kaç kisi büyük zatin yanina gelmis ve; "senin o yanindan ayrilmadigin arkadasin vardi ya, iste o öyle bir sapitti ki sorma! Ne namaz kiliyor; ne oruç tutuyor. Kumar oynamaya, sarap içmeye, kötü kadinlarla düsüp kalkmaya basladi... Bir an evvel onunla arkadasligini kes!" demisler. Bu sözleri isiten büyük zatin kendilerine uyacagini bekliyenler onun su sözleri ile gerçek <<Íslâm ölçüsünü>> görmüsler: "Ya! Demek arkadasim bu hâle düstü. Öyleyse onun asil simdi benim arkadasligima ihtiyaci var!" |
||
|
||
| İSTENİRSE OLUR Sevgili ülküdasim, Allah'in sanli elçisi karanligi dagitmaya basladiginda tek basinaydi. Ínsanligi sönmez bir nura, benzeri bulunmaz bir huzura götürecek olan rahmet ve cihat peygamberi, Rabbinden aldigi emri yerine getirmeye çalisirken büyük hakaretlere maruz kaldi; iskence edildi, sevenleri ile arasina duvarlar örülmek istendi, "yanliz" birakildi, suçlandi ama hiç yilmadi. Yilmadi, çünkü bizzat Cenab-i Allah tarafindan vazifelendirilmisti ve Allah'imiz ona genis, korkusuz bir yürek; sonsuz bir mücadele azmi ve sarsilmaz bir iman vermisti. Küfür, yere batmak üzere olan saltanatini kurtarabilmek ve insan haysiyetine yarasmayan düzenini sürdürebilmek için ona Arabistan'in en güzel kizlarini sundu, ebedî bir krallik ve sayilmiyacak ölçüde servet teklif etti. O bunlarin hiç birini kabul etmedi. Etmedi, çünkü "bir eline ay, diger eline günes konulsa" dahi asla vazgeçmiyecegi bir "hak davasi" vardi. Biliyordu ki; "Allah, mutlaka nurunu tamamliyacakti!" Mekke halki onu "emin" olarak tanirken, "cehennemden cennete" daveti karsisinda "bizi bunun için mi çagirdin!"diyebildi. Hatta akrabalari bile. Âlemlerin iftihari olan Efendimiz belki üzülüyordu ama, asla ümitsizlige düsmüyordu. Biliyordu ki, Rabbi onu yardimsiz birakmayacak ve mutlaka bir zafere erisecekti. Kadinlardan Hz. Hatice, zenginlerden Hz. Ebubekir, kölelerden Hz. Zeyd, çocuklardan Hz. Ali (Allah hepisinden razi olsun) ile basliyan iman hareketi, kirkinci müslüman Hz. Ömer (r.a) ile birlikte "kuvveden fiile" dönüstü. Teblig ve cihad hiz kazandi. Neticede, söylemesi dile kolay olan çetin bir mücadeleden sonra Íslâm, cihana yayilmaya basladi. Cihana ve gönüllere. Kiliciyla Halidler, mailiyla Ebubekirler, caniyla Sümeyyeler, ilmiyle Aliler, sanatiyla Hasanlar, dirençleriyle Bilâller, Salmanlar, Talhalar genisletmisti bu kutlu yolu. Müslümanlar Íslâmdan uzaklastikça kâfirlerin güdümüne girdiler. Aziz iken zelil oldular. Kuran ve Sünneten uzak olan bir ümmet, Kuran ve Sünnete düsman olan baska bir ümmet tarafindan ezildi, ezildi. Öyle ki, Kfür, kendisini "hak" olarak kabul ettirdi. Sevgili gönüldasim, Bunlari hatirlatmakta ki gayem, içinde bulundugumuz sartlarin tahlilini yapabilmek içindir. Gayreti rafa kaldirip sadece tevekküle siginirsak ellerimiz bögrümüzde kalamaya devam ederiz. Türk milliyetçisi oldugumuz için milletimizi; müslüman oldugumuz için bütün Íslâm ümmetini içine alan bir hamleyle çagi kusatmaliyiz. Ülküdasim, "Allah'in Resülünde sizin için güzel örenkler vardir" mealindeki Ahzap suresi 21.ayetini ölçü alirsak nice zorlugu kolaylikle altederiz. Resulullah, bazi "millet kaçaklari" nin iddalarinin aksine "müslümanin din kardeşleri için çalismasiyla beraber kendi kavimlerinin mefaatine gayret göstermelerini" de emir buyurmuslardir. Bunun için biz Türk-Íslâm Ülkücüleri, "dünyanin neresinde olursa olsun bir müslüman ayagina batan dikenin acisini hisstmis", "sizin hayriliniz kötü olmayan islerde asiretini, kavmini müdafa edendir" kutlu Peygamber buyruguna uyarak yüce milletimizi korumaya calismisizdir. Müslüman kâfirden; Türk'e Türk olmayandan bir fayda gelmedigi bu dünyada üzülerek söyliyelim ki, müslümanin müslümandan, Türk'ün Türk'ten sadece uzaklasmakla kalmayip bir birine hasim olduklarini görüyoruz. "Ímamesi" kaybolmus bir tesbih; kumandani ve bütün kurmaylari düsmana esir düsmüs bir ordu gibiyiz. Paramparça olmus Íslâm âleminin içinden "dirilis sancilari" nin duyulmasi bizi az da olsa ferahlandiriyor. Bu itibarla biz diyoruz ki: "Müslümanlar hem dinleri hem de millî kültürleriyle, <<tek millet sayilan küfre>> karsi bir üstünlük saglamak istiyorlarsa önce kendi ayaklari üzerinde durmayi ögrenmeli, daha sonra siyasî, askerî, ekonomik isbirligine girmelidir." |
||
|
||
| DİKKAT EDELİM Sevgili ülküdasim, Geçenlerde bir gönüldasimizla sohbet ederken laf döndü dolasti, "ülkücü hareketin 12 Eylül ve sonrasi"na geldi. Ülkücüler, fikrî sahada dün neyi savunuyorlarsa bugün de ayni seyi savunuyorlardi. Türkiye'nin sartlarinda "uzun boylu" bir degisiklik olmamisti. Renkli televizyon yayinlari baslamis, cep telefonlari çogalmis, alis-veris kredi kartlariyla yapilmaya baslanmisti. Türkiyemiz hâla az gelismis ülkeler arasindaydi. Bebek ölümlerinin hizi kesilmemis, trafik canavarina "kelepçe" takilmamisti. Rn islek caddelerde hâla travestiler pazarlik yapiyor, hâla Manukyanlar vergi rekoru kiriyordu. Millî varligimiza düsman olan milletlerin sayisinda bir azalma olmamis, sinirlarimiza göz dikenlerin gözü oyulmamisti. Bagimsiz, güçlü bir Türkiye istemeyen odaklarin piyonlari "gavurun kilicini salllamaya" devam ediyordu. Bir yandan kiliç salliyor, diger yandan da Türk düsüncesine kuyu kaziyordu. Yöneticilerimiz sIkIstIklari zaman "milli birlik ve beraberlik" nutuklari atarken, Türk milliyetçilerini "kara liste"ye almayida ihmal etmiyorlardi. "Devrim kanla yazilir" diyerek silah kusanan, devlete isyan etmeyi "romantik" bir hâle sokan yoldaslarin efsaneleri yerine "pop ilahlari" konuyordu. "Vatanim için ne yapabilirim?" diyecegine; "en kisa zamanda nasil köseyi dönebilirim?" diyen bir gençlik yetisiyordu. Kitap yerine bira sisesi kavruyordu genç eller ve "devlet baba" sirça köskünden seyretmekle yetiniyordu olan biteni. Ülküdas! Gayem, Türkiyemizin manzarasini çizmek degil. Bu "malumu ilân etmek" olur. Belki on sene sonrada ayni sIkIntilarin yasanmasi devam edecek. Burada esas olan, bütün bu menfilikler yasanirken Ülkücü Hareket'in tavrinin ne oldugudur. Mektubun basinda zikrettigimiz ülküdasimizin görüslerini aynen nakletmek istiyorum. kardeşimiz diyor ki: "... 12 Eylül'ün Türkiye'deki bütün sosyal dengeleri alt üst ettigi gibi ülkücü harekete de siddetli bir darbe vurdugu inkâr edilemez. Buna ragmen teskilâti dagitilmis, Lideri ve fikir adamlari hapse atilmis; Türk milliyetçiligi olan fikir sistemleri komünist ülkelerin mahkemelerini aratmiyacak ölçüde yargilanmis bir hareketin sifirdan baslarcasina bugünlere gelmesi çok büyük bir basaridir. Benzeri bir "darbe" baska bir harekete yapilsaydi, bugün onun yeri "müze" olmustu. Ülkücülerin eski güçlerine kavusmalarinin sebebi Türk'ün "ayakta kalabilme" hasletine baglanabilir. Bu da Cenab-i Allah'in bir lütfudur. Dünyadan Türklügü silseniz nasil bir bosluk olursa, Ülkücülerin Türk'ün bünyesinden çikarilmasiyla da benzeri bir bosluk meydana gelebiliur. Ülkücülük, Türk'ün "dinamosudur", yoklugu hâlinde akbabalar gibi tepemizde bekleyen Dogulu ve Batili milletlere gün dogacaktir. Ülkücü Hareket'in dirilisi, Alparslan türkeş gibi bir lidere sahip olmasina da baglidir. O lider ki, "Türk'ün yeniden cihana hakim olma ülküsü" yolunda büyük bir ask ve azimle yürümüs; kendi devletinin "yöneticileri" tarafindan bile anlasilmiyarak zindanlara tikilmis fakat, her seferinde "Türk'ü lider yapma" gayesi bilenmistir. Türkiye'de her türlü iç ve dis engellemelere ragmen iktidara yaklasan Milliyetçi Hareket'in en büyük rakibi -dilim varmiyor ama, en büyük düsmani- yine kendisidir. 12 Eylül öncesinde disa yönelik olan hareketimiz, son yillarda içe dönük mücadelelere itiliyor. Türk-Íslâm ülküsüne gerçekten inanmis dava adamlarina hiçbir "köksüz" tesir edemezken, kisiligi olusmamis, ülkücülügü bir etiket olarak kullanmaktan öte bir sey yapmiyan fikir sahtekârlari insan suretiyle seytanlarin yörüngesine çabucak girebilmektedir. |
||
|
||
| ÜLKÜCÜ OLMAYIN SAKIN Gençler! Dünya hizla degisiyor. Dünün modasinda Arnavutçu, Çinci, Rusçu olmak vardir. Bugünün modasi Türk'ü bölmek; Lazci olun, Çerkezci olun, Kürtçü olun... Bakarsiniz size bir sey kalmaz. Gözünüzü dört açin..."Bal" dagitilan yere tasla "at" binilen yere süsle gidin. Ragbet görmek istiyorsaniz üç kagitçi, hayâlî ihracatçi olun; bazan arici, bazan atçi olun! Ülkücü olmayın sakın! Stresinizi atmak için Uludaga çikin, kayakçi olun, çifte pasaportlu kaçakçi olun! Zor islere heveslenmeyin kolayci olun; hergün parti düzenleyip çayci olun. Ülkücü olmayın sakın! Dedeniz savas zengini, babaniz vergi kaçakçisi ise, siz de ayni yolda devam edin; vurkaççi olun, kapççi olun. Ülkücü olmayın sakın! Ípe un serin uncu, yola tel gerin yüncü olun! Yumurtlamayan tavuga yem vermeyin, düseni kaldirmayin. "Ínsanlik yapmak" para kazandirmiyor; fitneci olun, fesatçi olun. "Kaziyin" kazanin, çalin kazanin, kandirin kazanin; tombalaci olun, barbutçu olun! Türklükmüs, müslümanlikmis! Ne yapacaksiniz böyle lüzumsuz (!) isleri. "Bir tarla bostan, yan gel Osman" akimina uyun. Kartpostal biriktirin, pul toplayin; pulcu olun, ot'çu olun. Vatan diskoteklerden kurtarilacaktir; kahvehanelerden yönetilecektir. Nemelazimci olun, hapçi olun, rapçi olun. Ülkücü olmayın sakın! Paylasmadan yiyin, ter dökmeden giyin; yutçu olun. Ülkücülük çile demek, dert demek. "Zehirle pismis as" yemektir. Ülkücülükte en büyük eglence azap çekmektir. Ciliz omuzlariniza bir milletin kaderini yüklerseniz, seyrettiginiz filmden, içtiginiz çaydan, gördügünüz rüyadan tat alamazsiniz. Ülkücülügün nimeti küfletinden fazla degildir. Dikenlerle dolu olan bu yolun sonunda bir cennet gizlidir ama, bu cennet dünyayi imtihan alani olarak kabul edenlerin olacaktir. Bu kadar inançli, bu kadar sabirli ve dayanikli misiniz? Gençler! Yasamayi seviyorsaniz hayatçi, zora gelemiyorsaniz "eyvallahçi" olun. Ülkücü olmayın sakın! Ülkücü olmayın sakın! |
||
|
||
| CEVİZ DİKMEK Sevgili Ülküdaşım, Türk milliyetçiligini günah-i kebair" derecesinde gören bir partinin düzenledigi gecenin naklen yayini vardi bir mahallî televizyonda. Klasik nutuklarin ardindan bir de "iltihak" sovu yaptilar. Günün modasi ya! "Su partiden falan, surdan filan kisi gurubuyla birlikte iltihak etmistir" diyen sunucu, dikkat ettim bir partinin adini anons ederken ziyadesiyle memnun oluyor ve bunu heyecandan biraz daha bagirarak belli ediyordu. O parti de kendilerine "rakip" saydiklari; Türk milletini ve batil güçlerin oyuncagi haline getirilmis cümle Íslâm âlemini yeniden sahlandiracak olan bir parti idi tabiiki... Üstelik, partilerine katildigi ilân edilen kisilerin "basi", zikredilen partiden ihraç edilmis bir zat-i muhteremdir. Ama, kalabalikta bunu kim merak eder ki... Hele bazi muhtarlarin partiye, "seçmen"leriyle birlikte geçtiginin açiklanmasindaki mantigi hiç anliyamadik. Canim, muhtarlarin siyasî bir partiye meyillerinin olabilecegine karsi çikiyor degiliz. Elbet, onlarin da her vatandas gibi siyasî tercih yapma hakki ve hürriyeti vardir. Yanliz bildigimiz kadariyla "muhtarlarin partisi yoktur". Her mahalleye seçilmis muhtara ragmen bir "mahalle temsilcisi" veya siyasi literatürdeki adiyla "gölge" muhtar yerlestirilen bu parti kim ne derse desin, isi biliyor! Yani siyaset pazarinda çigirtkanligi iyi. Kitlesinin moralini yüksek tutabilecek her yola basvuruyor. Açilma ve örtünmeyi mükemmel bir sekilde yerine getiriyor: Aleyhlerine gelismekte olan bir olayi maharetle kapatip, hatta hiç orali olmayip kamuoyundan ve taraflarindan uzak tutarken, kendilerinden yana eser rüzgari "firtina" hâline getirebiliyorlar. Meselâ Basbakan "ben böyle bir söz söylemedim" demesine ragmen ona atfedilen, "beni desteklemezseniz dinciler gelir" ricasinin ABD Basbakanina söylendigini her firsatta tekrar etmektedirler. Bu sözün söylenip söylenmedigini, söylendiyse muhattabinin kim oldugunu bir kenara birakalim. Refahçilar "göze" hitap etme unsurunu çok iyi kullaniyorlar. Siyaset biraz da göze hitap etmedir! Vatandas görüntüye göre hareket etmiyor mu? Yol kenarina dikilip konvoyunuzdaki arabalari saymiyor mu? Yüzde kaç oy aldiginiza bakmiyor mu? Miting alaninizda bir metrekareye kaç kisinin düstügünü hesaplamiyor mu? Teskilat binanizin büyüklügünün bile önemi var vatandas için. Kendisini yönetmek için oyuna talip oldugunuz insanlarin bu gibi beklentilerine cevap verme zorundasiniz. Siz vatani ve milleti daha iyi bir seviyeye getirecek bir programin sahibi olabilirsiniz ama, bunu halka gösteremiyorsunuz, "kendiniz çalar, kendiniz dinlersiniz." Giriste belirttigimiz "Katilim" töreninin yapildigi gün, gazetemizde ayni sehrin MHP'li ilçe baskaninin beyani yer aliyordu: "... Íste bütün bunlari çok iyi idrak eden halkimiz, kitleler hâlinde partimize katilioyor. Son bir ay içinde sadece RP'den 800 kisi partimize katildi. Diger partilerden hareketimize katilan kisi sayisi ise 1700'dür..." diyordu baskanimiz. "Çok ses çikaran bu bos teneke"lere karsi sahip oldugumuz gücü göstermek zorundayiz. Evet, biz siyasî ikbal, sahsî menfaat pesinde degiliz ama, "günes kadar aydinlik" olan davamizi iktidar yapabilmek için, "siyaset oyunu"nun gereklerini de yerine getirmeliyiz. Bu arada bazi "ayakoyunlari" bizi yildirmasin. Emin olun, ümidimizi kesmeyelim; !islâmin gür sadasi", atalardan emanet olan bu mukaddes topraklarda birgün mutlaka iktidar olacaktir. Bir ceviz agaci gibi genç yetisen ama, saglam olan hareketimiz yarinin büyük Türkiye'sinde "dik basli, tok karinli" bir milleti meydana getirecektir. Bugün çekilen sIkIntIlar ve gösterilen acelicikler yarina tatli bir hatira olarak götürülecektir. Sevgili ülküdasim, Simdi anlatacagim olaydaki incelige dikkat etmeni istiyorum. |
||
|
||
| KUTLU YOLUN ŞAŞKINLARI 12 Eylül'den sonra müslüman olanlari bilirsiniz. Yok canim Türkiye disindaki isçilerimizin gayretleri neticesinde Íslâmi kabul edenlerden sözetmiyorum. Su andan, babadan müslüman olup da 13 Eylül'de "hidayete" eren "bizimkilerden" bahsediyorum. Bugünlerde yeniden günes görmüs yilan gibi tas aralarindan kafalarini uzatan bu meczuplarin tislamalarini duyuyoruz. "Kafayi çekip çekip kanimiz aksa da zafer Íslâmin diye çok bagirdim" diyor bunlardan biri. "Çok sükür uyanmis ve ülkücülükten teberri etmis..." Sanki kendisine kafayi çek ve sonra ortaya çikip "zafer Íslâmin" diye nara at diyen varmis gibi... Birisi de "oruç yer, oruç tutmayanlari döverdik" diye büyük bir sirri ifsa ediyor(!). Be mübarek, hangi Ocak'ta hangi baskan sana oruç ye, sonra da git oruç tutmayanlari döv dedi! Eger sen bes para etmez kalibinla Ocagima girip insan varliginin jayvanî tarafini terbiye edemeyip, ahlakini güzellestiremediysen ben ne yapayim. Kabe'ye her yil onbinlerce tasit gidiyor amma hiç birisi haci olamiyor. Kildigi namaz adami kötülüklerden alikoymuyorsa namazin ne suçu var. Tuttugu oruç giybetten, hasetten uzaklastirmiyorsa aç durmanin ne âlemi var. 12 Eylül'den önce ya komünist olup "ne Amerika, ne Rusaya, ne Çin; her sey milliyetçi Türkiye için" diyerek Türk milletinin sonsuza kadar hür ve güçlü olarak yasamasi için çalismak siklari vardi. Ülkücülügü tercih edenler pesin olarak büyük bir "çikar" saglamislardir: Kendilerini korumak! Hem adi geçen ser güçlere karsi Íslâmi ve millî degerleri savunan, devleti koruyan (gerçi hiç kimse onlara devleti koruyun dememisti.) hem de kendisini yarinin Milliyetçi Türkiyesine hazirlamak zorunda olan ülkücü hareket-tesbihte hata olmaz ya-yedi sekiz çocuguyla bir evin islerini omuzlayan kocasiz bir kadina benziyordu. Düsünün bir kere namusunuzu koruyacaksiniz, o kadar çocugun ihtiyacini karsiliyacaksiniz; yemeklerini pisirecek, bulasiklarini yikiyacak, elbiselerini temizliyecesiniz... Evi sürüp düzenliyecek, çarsi pazar isini halledeceksiniz... Yeri geldiginde çocuklarinizi haksiz yere dövenin karsina dikilip haddinibildireceksiniz... Bu arada ibadetlerinizi yerine getirecek, kültürünüzü gelistirmek için kitap okuyacak, sosyal faaliyetlere katilacaksiniz.. Ne oldu? Íçinizi SIKINTI basti degil mi? Íste ülkücü hareket 12 Eylül öncesinde bundan daha sartlar altinda idi... Sahsî her türlü düsünceyi ötelere firlatip bir büyük ülküyü almistik ciliz omuzlarimiza... Davamiz Türkiye'yi maneviyatta, ilimde, sanatta, teknikte ilerilere götürmekti. Davamiz nizam-i âlemi gerçeklestirmek, Allah'in adini yaymakti... Davamiz esir Türkleri hürriyete kavusturmak, Turan'i gerçeklestirmekti. Davamiz bütün müslümanlari küfrün buyrugundan kurtarmakti. Bu "dava" bize hazir bir sekilde geldi. Yani 90'li yillarda yasi otuz ve biraz üzerinde olan benim neslim, gözümü açtiginda kizil ve kara her türlü emperyalizme karsi Türk milletini müdafaa eden bir hareketle karsilastilar. Biz kisa pantalonlarla gezerken Alparslan türkeş adinda bir babayigit, Türk'e ve Íslâm'a karasevdali bir iman ve aksiyon adami çevresindeki serden geçitlerle kutlu mücadeleye devam ediyor... Edebiyat sahasindan politika meyadnina çikincaya kadar pek çok renge bürünen; zaman zaman kabuk milliyetçiligi özelligi gösteren Türkçülüge en saglikli yorumu getiren ve milliyetçiligi kitlelere maleden sayintürkeş olmustur. Asil mevzuumuza dönelim: Davasi belli, lideri belli; teskilatlari kurulmus bie harekete mensup olan insanlarin yapmasi gereken tek sey vardi: Girdikleri yolu iyi bilmek! Lider ne demis: "Benimle dava arkadasligi edeceksiniz, herseyden önce yüksek vasifli Türk olmaya mecbursunuz..." Lider ne demis: "Milliyetçi Harekete katilanlar ve bu ülkünün bayragini tasiyanlar, hem Türk milletinin ihtiyaçlarini bilmek hem de memleket gerçeklerini görmek ve göstermekle görevlidir..." Lider ne demis: "Gençler! Hepiniz birer Türk bayragisiniz. Bayragi lekelemeyin, kirletmeyin, yere düsürmeyin..." |
||
|
||
| KONGRE GÜLLERİ Degerli kardeşim, can ülküdasim, Bu ay basinda sana yazdigim mektupta, "Milliyetçi Hareket'in büyük güç kazanmakta oldugunu, ayni zamanda birligimizi bozmaya yönelik oyunlara karsi dikkat etmemiz gerektigini" isaret etmistim. Bu mektubuma verdigin karsilikta "Bu oyunlarin neler oldugunu, konuyu biraz daha açik sekilde yazmami" istemissin. Sevgili kardeşim, biliyorsun bazi seyleri tenkit ederken hareketimize zarar vermemesine hassasiyet gösteriyoruz. Bugün hemen hemen toplumun her kesminden Milliyetçi Hareket'e akin var. Parti gerek Büyük Millet Meclisi'nde gerekse vatandas nezninde itibarini artirmaktadir. Millet MHP gerçegini gördü. Yapilacak ilk genel seçimde iktidar olacaktir. Íktidara giden bir hareketin yelpazeyi genis tutmasi da muhakkaktir. Íste bu anlamda partimize iltihaklar yapilmaktadir. Çesitli partilerde görev alan pek çok gönüldasimiz fiilen MHP çatisi altinda toplanmaktadir. "yuvaya dön" çagrisi büyük ölçüde kabul görmüstür. Buraya kadar her sey normal olmasina normal de bazi art niyetlilerin de açik kapidan sizmasi ihtimal dahilindedir. Bu art niyetliler kim olabilir? Tabii ki, her geleni <<kavun gibi koklamamiz>> mümkün degildir. Biz bugün için onlarin beyanlarina göre hareket etmek mecburiyetindeyiz. "kardeşim, sen yillardir su partide aleyhimize çalistin!" diyemeyiz. Çünkü artik geçmisine bir çizgi çekerek bizim saflarimiza Milliyetçi Türkiye'nin kurulmasi için çalisacaklarini söylüyorlar. Partimizin ilçe, il ve genel merkezindeki yetki sahipleri, harekete katilan isim yapmis kisiler hakkinda son sözü söyleyecektir. En iyi degerlendirme bu yetkili kurullarda yapilmaktadir. Gelenlerin samimiyet derecesi mutlaka bu yetkili organlarca arastirilmaktadir. Bazi il ve ilçelerde kongreler yapilmakta, bu kongrelerin bazilarina tabii olarak birden fazla kisi aday olmaktadir. Aday sayisinin çok olmasi rekabet imkâni saglamak açisindan faydalidir. Rekabet daha fazla çalismayi gerektirir. Bu da seçim yapilacak merkezlerde devamli canli kalmayi saglar. Biliyorsun, bizim kongremizde <<kaybeden>> yoktur. Herkes <<kazanir>>. Fakat aci olan bir sey vardir ki, bunu görmemezlikten gelemeyiz: Sayilari az da olsa nefsini, davasina tercih eden bir takim kartvizit ülkücüleri <<ben olmazsam olmaz>> havasina girmektedir. Gayesi Hareketi degil kendisini bir yerlere getirmek olan bu zavallilar, kongre zamanlarinda ortaya çimakta adeta <<kanarya sevenler dernegi>>nin yönetimine girecek gibi kulis faaliyeti yapmaktadir. Karsisindakinin delege delege dolasarak <<ben söyleyim, o böyledir>> propagandasina tenezzül etmektedir. Ülkücü- Milliyetçi Hareket'in teskilat baskanligina soyunanlar herseyden önce temiz bir maziye sahip olmalidir. Lider-Dava-Teskilat esaslarini bugün kabul eden bir insan, yarin baskanliga aday olabilir, ancak bu <<altin üçgen>>e ülkücülük adina ihanet etmis olanlarin oturup iyice düsünmesi gerekir. "Özür dilerim, yanlis yapmistim. Simdi anasindan yeni dogmus bir çocuk gibi saf olarak araniza kabulümü bekliyorum..." diyene gönül dolusu <<hosgeldin>>den baska lafimiz olamaz. Fakat iki lafindan biri türkeş ve MHP düsmanligi ile dolu olan karanlik kisilerin yörüngesindeki kisilere detemkinli davranmamizdan daha tabii birsey yoktur. Bir zamanlar adini, nüfuzunu kullanarak MHP'li milletvekili ve belediye baskani adaylarinin karsisina dikilen; egilip bükülmemis ülküdaslarimizin birçok oyla seçim kaybetmelerine sebep olan iyi gün <<ülkücülerinin>>kongre zamanlarinda ortaya çikmasini endiseyle takip ediyoruz. Yukarida dedigim gibi Milliyetçi Hareket'i daha ilerilere götürmek, Üç Hilal'i daha yükseklere çikartmak isteyen her ülkücü baskanliga talip olabilir. Bu ugurda <<mesru>> olarak mücadele edebilir... Kendisiyle bir baska gönüldasinin kazanmasi arasinda fark görmez. Yine her ülkücü iyi bir <<bas>>a sahip olmak ister. Bu basin adi hiç bir saibeye bulasmamis, Hareket aleyhine çalisan odaklarin arasinda geçmemis olmalidir. Daha düne kadar MHP'nin güçlenmesini kendi sonu olarak gören partilerin güdümünde hareket eden, o partiler için üye kaydi yarisina girenler hak ettigi cevabi uyanik ve yüksek anlayis sahibi delegelerden alacaktir. MHP'liler kimin dost, komon düsman oldugunu bundan evvel yasadiklari aci tecrübeler sayesinde ögrenmistir. "Isirildigi bir delige ikinci defa el somayacak kadar" feraset sahibi olan ülkücüleri hamasî nutuklarla kandirmak mümkün degildir. "Dün olan sey, bugün de olabilir" matigiyla hareket edecek olursak, diyebiliriz ki, "dün bu serefli harekete ihanet edenler, yarin da ayni hareketi tekrarliyabilir!" Yigit ülküdasim, "amma da avhamlisin. Olaya bir de olumlu açidan bak: Mazide çirkin davranislar gösteren birisi, bgün iyi niyetlerle aramiza katilabilir. Bu durumda güç artiririz..." diyebilirsin. Bu noktada seninle hemfikirim lakin, sen de bilirsin ki, <<seb kaynamakla olurmu seker, soyunu bildigim soyuna çeker>> diye bir sözümüz vardir. Nasil bir karektere sahip oldugunu iyi bildigimiz insanlarin ülkücü hareket'te yöneticilige oynamasina itiraz ediyoruz. Tabii ki, son söz delegelerin ve teskilat otoritesinindir. Biz teskilata ve davaya zarar vermeyecek sekilde bahsettigimiz tiplerin zihniyet portresini çizmekteyiz. Zafer günesinin dogmak üzere oldugu su günlerde hiç bir gölgeye tahammül edemeyiz. Kaybedecek ne bir gönüldasimiz ne bir saniyemiz vardir. Milliyetçi Hareket'in yönetim kadrosunda görev almak isteyenler bu suurda olmalidir. Agabeycilik, adamcilik>> yerine davanin selametini düsünen insanlara <<evet>> demeliyiz. Ísaret ettigim parazitler ayiklandiktan sonra davaya daha çok hizmet edecegine emin oldugumuz; karanlik kisi ve kuruluslarla hiçbir sekilde isbirligine girmemis ülküdaslarimizdan birine <<emaneti teslim etmeliyiz.>> |
||
|
||
| BİZ BÜYÜRKEN KÜÇÜLENLER Ülküdasim, Türk milliyetçileri sagin-solun densizlikleriyle oyalanmak yerine, Türk milletini ötelere güçlü ve zengin bir sekilde tasima gayretindedir. Siyaset, Türk milliyetçiliginde mukaddes ülküyü gerçeklestirmek için bir vasitadir. Böyle oldugu için sokak politikacilarinin ucuz ve seviyesiz laklaklarina karsilik Türkün gelecegini ilgilendiren meselelere çözüm üretir Türk milliyetçileri... Neylersin ki, zaman zaman bizi nihaî hedefe götüren aracimizdan inip yoldaki haseratla ugrasmak zorunda kaliyoruz. Cenab-i Allah'in yüz ve huy güzelliginin en mükemmel örnegi olarak yarattigi Türk'ün içinden, sayisi az da olsa <<hilkat garibeleri>> çikabiliyor. Bu tuhaf yaratiklar, hiçbir ilmî ve Íslâmî delile dayanmadan Türk olmanin, Türklügüyle iftihar etmenin ve Türklük için çalismanin karsisina çikarlar... Hem de Íslâm adina! Hristiyan-Bati dünyasinin yüzlerce sene süren Türkiye'yi Türk mezarligi yapma ve Anadolu'da Bizans'i diriltme rüyasinin yerli usagi olan bu güruhun ruh yapisini bilirsin: Müslümanligi kendi tekellerine alarak, Íslâmin bütün gönüllerde ve müesseselerde hakim olmasini önlemek; milleti evmeyi kökten reddederek, millî düsmanlarimizin bünyemizde meydana getirdigi tahribati hizlandirmak bunlarin temel iki vasfidir. Seçime <<Müslümanlarin sayimini yapmak için>> giren bu hilkat garibeleri seçim kazandiklari bölgede belediye baskanlari ve oy verenleri <<Bedr'in aslanlarina>> benzetirler... Ortak paydalari devlet düsmanligi oldugu için bölücülerle, köünistlerle, itikat sapiklariyla isbirligi yapmaktan çekinmezler... Ermeni taseronlari kuruluslarina gögüs gererken sehit olan polisimiz, askerimiz için parmaklarini oynatmazken, güvenlik güçlerimizin moralini bozacak, eskiyaya güç verecek iftiralari meydanlarda haykirirlar... Bütün bunlari daha dehsetli misalleriyle biliyorsun ülküdasim! Bugüne kadar, <<din kardeşlerimizdir>> diyerek her türlü çirkinliklerini görmezlikten geldigimiz bu güruha karsi elbette bundan sonra da ayni anlayisla davranacagiz. Bizi tahrik etseler de, kendi mensuplarini bir arada tutabilmek için bize satassalar da tavrimiz degismiyecek.. Ancaak! Ancak bunlarin gerçek yüzünü insanimiza gösterecegiz. Bunu yaparken asla hak ölçüsünden ayrilmiyacagiz; onlarin bize karsi kullandigi iftira silahiyla degil, Íslâmin emrettigi sekilde dogunun ortaya çikmasi için çalisacagiz. Öncelikle, Türküm demenin Íslâma ters oldugu yalaniyla kandirtiklari kardeşlerimize millet için çalismanin suç olmadigini, milliyetçiligin yüce dinimizce yasaklanmadigini; Türk milliyetçiliginin, milletin maddî ve manevî kalkinmasinda itici güç oldugunu, Íslâmdan kaynaklandigini anlatacagiz. Ruhu oksayan birkaç sloganin cazibesine kapilip bu millet kaçaklarinin pesine düsen vatandasimizi, bu hilkat garibelerinin söz ve fiilerinden deliller getirerek uyandiracagiz. Sevgili kardeşim, Arap Birligi'ni kurmak için olusturulan teskilatlara tebessüm eden bu elma yanaklilarin, <<Türk Birligi>>nden ne derece rahatsiz oldugunu bilirsin. Türk'e sövdükçe cennete yaklastigini zanneden bu soy özürlüler, Milliyetçi Hareket güç kazandikça öfke sarasina tutuluyor. Vatandasimiz, her türlü yolsuzlugu bizim önliyecegimize; mezhep ve bölge ayrimi yapmadan bütün insanimizi kucakliyacagimiza; Türk Devletini yüceltecegimize; iktidar oldugumuzda kimseyi aç ve açik birakmiyacagimiza; Türkiye'yi tarimda ve sanayide modern aletlerle donatacagimiza; dis politikadan isçi-memur meselelerine varincaya kadar ne türde aksaklik varsa hepsini bizim düzeltecegimize kanaat getirerek Milliyetçi Hareketin saflarina katildikça bahsettigim <<tatli su mücahitleri>> haset atesiyle kivraniyorlar. Evet ülküdasim, bütün engellemelere ve aleyhimize yapilan propagandalara ragmen Türk Milliyetçiligi davasi Türkiye'nin devlet sistemi olmak üzeredir. Bundan sonrasi bize düsüyor! Liderimizin ve teskilatimizin emrinde çalisarak, Türk-Íslâm kivilcimini bütün insanlarimizin yüregine ve beynine tasiyalim... Görecegiz ki, tarihinden, atalarindan, kültüründen habersiz olan otlar kuruyacak; Türk'ün ulu çinari bir kat daha güçlenecektir. Cebab-i Hak yar ve yardimcin olsun... Allah'a emanet ol!... |
||
|
||
| TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR Tarih sahnesine çiktigi andan itibaren haklinin yaninda, haksizin karsisinda olan; serefli bir hayati kendisine sair edinen Türk milleti, asirlar boyunca kendisini yok etmek isteyenlere karsi kiyasiya bir mücadele vermistir. Adalete, insan hak ve hürriyetlerine, ilâhi esaslara bagli bir yönetim uyguluyan Türkler, Íslâmiyet'i kabul etmeleriyle beraber bu dinin en atesli mücahidi olmuslardir. Her kemâlin bir zevali oldigi gibi büyük Türk Milleti'nin kurmus oldugu sanli Osmanli-Türk Devleti, 20. asrin baslarinda yikilmistir. Osmanli-Türk Devleti'ni yikan sebepler asasinda Türk'ün ahlâken zayiflamasi bulundugu gubu Bati ve Dogu devletlerinin entrikalari da vardir. Türk'ü hem dininden yani Íslâmiyet'ten, hem de milliyetinden yani Türklük'ten uzaklastirma çabalari maalesef meyvesini vermis; özbe öz Müslüman Türk olan insanimiz arasinda "Müslüman degilim" diyenler çiktigi gibi "Türklükte neymis" diyenlerde türemistir. Elalem kaldirimda gezer gibi uzayda yürürken, tamamen Türk yapimi uzay araçlari yapmisiz gibi kisir tartismalarla vakit geçiriyoruz. Güya müttefikimiz olan ABD yayinladigi haritada Türkiye'nin Güneydogu'sunu Kürdistan olarak gösteriyorken; Yunanli, Ízmir ve Ístanbul'a hâlâ benim diyorken; Gürcü. Dogu Karadeniz'e istahla bakarken; Rus'un sicak denizlere inme hevesi devam ederken, hasili ezeli Türk ve Íslâm düsmanlari kadim Türk yurdu Anadolu'yu parçalamak isterken düsmanlarimizin ekmegine yag sürenleri esefle karsiliyoruz. "Türk'üz" dememek için olaganüstü çaba sarfeden, buna karsilik Türklüge karsi alenen tavir alan bu zihniyetin belediye baskanligini ypan sayin R.Tayyip Erdogan, Kayseri'de düzenlenen bir toplantida yaptigi konusmada su sözleri sarfedebilmis ve maalesef bu sözler az da olsa alkislanmistir. Íste sayin Erdogan'in insani hayrete düsüren sözlerinden bir bölüm: "Türkiye kimindir? Bunu kavrayamazsak Dogu'da akan kan durmaz. Gazetenin birisi yazmis: <<Türkiye Türklerindir>>. Ahlâksiz bu, hayâsiz bu. Böyle derseniz Türkiye'yi üçe, dörde bölersiniz. Türkiye'de Laz var,Çerkez var, Kürt var, Ermeni var. Böyle saçmalik olmaz. Türkiye, Türkiye'de yasayanlarindir." Bu sözler bize göre gafletin sinirlarini zorlamaktir. Bunun adi ihanettir, bölücülükür. Sayin Baskan yanlis görüslerini masum bir kiliga büründürmek için yüce dinimiz Íslâmiyet'i kullanmayi ihmal etmiyerek "Íslâm kardsligi" prensibi sakat bir mantikla yorumlamaktadir. Aslinda onlarin bu konulardaki ilk ifadeleri degildir bu. Benzer sözleri basta Genel Baskanlari olmak üzere pek çok defa sarfetmislerdir. Belediye baskan adaylarindan birisinin, "Türkiye Türk'tür, Türk kalacaktir sözü saçmaliktir. Bu ülkede Ermeniler, Küretler, Çerkezler, Lazlar da vardir." dedigini unutmadik! 1040 Dandanakan, 1071 Malazgirt savaslarindan beri bu vatab Türkler'indir. Anadolu'nun her karisi ulu ceddimiz Alparslan Gaziler, Osman Gaziler, Fatih Sultan Mehmetler, Abdülhamidler tarafindan nakis nakis Türklük ve Müslümanlik ruhuyla islanmistir. Atalarimizin kanla suladigi Türkiye bahçesinde ayrik otlarinin yasamlarina asla müsade etmiyecegiz. Bu topraklardan Türk ve Íslâm mühürünü kazimaya hiç kisenin gücü yetmiyecektir. Türkiye'de yasamak istemeyen. AY-Yildiz'li bayragimiza slâm durmayan, Türk'üm demekten utananlar varsa istedikleri diyara gidebilirler. Türkiye'de Türk olmayanlar bulunabilir. Bu, Türkiye'nin Türkler'in olmasina engel degildir. Nasil ki Almanya'da Alman olmuyanlar, Fransa'da Fransiz olmuyanlar varsa bu ülkelerde hiç kimse "Almanya Almanlar'in degil, Almanya'da yasayanlarindir" deme hakkina sahip degilse, Türkiye'de de hiç kimse "Türkiye Türkler'in degil, Türkiye'de yasayanlarindir" deme hakkina sahip degildir. Kürt'ü, Çerkez'i, Laz'i azinlik göstermeye yeltenen bu mozaik kafalara diyoruz ki: Bu vatanda Ermeni, Rum, Yahudi'den baska azinlik yoktur. Onlar da Türkiye Cumhuriyeti vatandasi olarak yeterince rahat yasamaktadirlar. Kürtler, Çerkezler, Lazlar ise bizim öz kardeşimizdir. Çanakkale'de koyun koyuna yatanlar Artinler'le, Misonlar'la Mehmetler degil; Trabzonlu Ídrisler, Hakkarili Hasanlar, Ízmirli Aliler, Kayserili Mustafalar, Mehmetlerdir. Yillardan beri ekmegini yedikleri mahfillerin kilicini sallayan Türk-Íslâm düsmanlarinin Anadolu tapusunu Etiler'e, Frigyalilar'a, Rumlar'a, çikarma çabasina Íslâm adina destek verenleri kiniyor, büyük Türk Milleti'nin hosgörüsü ve sabriyla fazla oynamamalarini tavsiye ediyoruz. Ne kadar çirpinirlarsa çirpinsinlar "TÜRKÍYE TÜRKLER'ÍNDÍR" ve Cenab-i Allah'in yardimiyla "TÜRKÍYE TÜRK'TÜR, TÜRK KALACAKTIR." |
||
|
||
| SİVRİSİNEK İLE AGÂH Sivrisinek yorulunce bir boganin boynuzuna konmus, gidecegi yere varinca havalanarak bogaya demis ki: -Boga kardeş, size çok zahmet verdim. Beni taa buralara kadar tasidiniz...Tesekkür ederim. Boga sasirmis. Zavalli sivrisinege söyle bir bakmis. "-Git isine be saskin" demis. "Ben senin varligindan bile habersizdim..." Bir zamanlarin Abdurahman Çelebileri kendilerini bir yerlere tasiyan MHP ve onun serefli lideri Sayin türkeş'e hakaret etmekle mesguller. Hikâyede sivrisinek, onlardan daha haysiyetli, hiç degilse tesekkür ediyor. Bunlar ise neredeyse bogayi kendilerinin tasidigini iddia ederek ücret talep edecek. 1980 sonrasi siyasi yapilanma, parçalanmaya yönelik olmustur. "Çok partiden" rahatsiz olan Sam Amca'nin telkinleri veya "dost tavsiyesi" üzerine milliyetçi düsünceye sahip insanlarin tasfiyesi saglanmistir. Bu düsünceler isiginda su soruyu sormadan edemiyoruz: "Türkiye'de kim istenmez?" Tabi ki Türk menfaatlerini yabanci ülke çikarlarindan üstün tutanlar. Kimdir bunlar? Türk milliyetçileri... Türk milliyetçiligi sancagi kimin elindedir? MHP'nin... Vurun öyleyse!!... MHP'liler ve Ülkü Ocaklilar zaten Rus yahut Çin mermileriyle vuruluyordu. Asil darbe "demokrasi" yoluyla yapilmaliydi. Acitmadan, bir sey hissettirmeden. Ve narkoz verildi. Uyusturulan bu beyinler Sunalp'in MDP'siyle Özal'in ANAP'ina sevkedildi... Politika yapmak istemeyenler de bir genel müdürlük veya hatiri sayilir bir "dünyalik" ile tatmin edildi. Gazetelerde, dergilerde boy gösterdi bu mazi çapulculari. türkeş'in aleyjinde "tefrikalarda" sirittilar... Bazilarinin ülkücülügü 12 Eylül gecesinde bitti... Kitaplar paketlendi, o güzelim hilâl biyiklar kazindi. Fakat tam inanmis ülkü erleri "Bas"siz kaldiklari halde hakli davalarini bir atesten gömlek daha giyerek sürdürdüler. Kisiliksizler üfürmeyle yikilirken, gerçek Türk Ülkücüleri firtinalara ragmen ayakta durmayi basardi. Sadede gelecek olursak... Ülkücü hareketle ilgili olarak dirilse hizli komünist Behice Boran bile konusabilir. Ancak "Gençler, aklinizi basiniza toplayin. Yoksa si zde agabeyleriniz gibi cezaevlerinde çürüsünüz" diyen Agâh Efendi asla!... |
||
|
||
| NE OLSUN Misafir Bey, evin afacan çocugunun yanagini sIkIp soruyor: "Büyüyünce ne olacaksin, yavrum?" "Hayali ihracatçi, vurguncu, firsatçi..." "...!" Konken partisinden sonra yorgunluk viskisi yudumlayan bayan, bir kösede moda dergilerini karistiran küçük kiza sesleniyor: "Ay! Ne seker seysin sen. Söyle bakalim idealindeki meslegin nedir?" "Genelev patroniçesi olacagim..." "....!" "Amcasi benim aslan oglum, çok terbiyelidir. Kimsenin hakkini yemez, fakiri, mazlumu korur, kimseye zorluk çikarmaz..." "Ne diyorsun baba yaa! Yetimin de yoksulun da hakkina el koyacagim; düsene bir tekme de ben vuracagim; rüsvetsiz is yapmiyacagim; karimi bosayip sekreterimle evlenecegim..." Uzatmaya gerek yok. Her ne kadar hayali olsa da yukaridakilere benzer sözlerin bazi evlerde sarfedildigini zannediyoruz. Ögretmen ders anlatirken talebe, o konunun yazilida çikip çikmiyacagini soruyorsa; üç yasindaki çocuk agabeyine "bana kola almazsan sigara içtigini babama söylerim" diyorsa; bir anne, yavrusuna"Bu gece altini islatirsan seni yarin gezmeye götürmem" sözünü sarfediyorsa; bir esnaf, en iyi "kalem oynatan" muhasebeciyi arastiriyorsa; bir müteahhit 60 santimetrekarelik duvari 30 santime indirme hesabi yapiyorsa, yarinimizin iyi olabilecegini söyliyebilir miyiz? Tembellik, bencillik, gaddarlik, arsizlik bulasici bir hastalik gibi hizla yayiliyor... Insanlara namusuyla, alinteriyle para kazananlar; bileginin gücüyle, yetenegiyle meshur olanlar; üretenler, herkese esit muamele edenler örnek olarak gösterilmiyor. Ya ne yapiliyor? Çirkinin reklâmi, kötünün propagandasi, iyinin yuhalanmasi!... "Helal olsun adama yahu! Sekiz tir dolusu kaçak mali gümrükten nasil da geçirmis..." "Vay uyanik vay! Bakiri altin diye devlete kakalamis..." "Bikini defilesine çikan mankenler daha çok para aliyormus!" "Allah'in beyinsizi! Kendisine rüsvet olarak Mercedes veren isadaminini suçüstü yakalatmis...?" "Salak asker! Sevki Ízmire çikinca <<Beni doguya gönderin>> diye komutanlarina yalvarmis..." Dagadaki çobandan devletin en yüksek mevkideki memuruna kadar herkes, bu ülkede birilerinin "hayali" ihracat yaparak trilyonlari iç ettigini biliyorsa ve buna ragmen, bir tane hayali ihracatçinin malvarligina el konulmamissa; bilmem kaç milyar rüsveti nasil ve kimlerden aldigini, isin içinde hangi siyasi tesekkülün oldugunu anlatan adama sekiz sene gibi bir "ceza" veriliyorsa... Bölücü-marksist eskiyayi lojmanda barindiran, devletin doktoruna tedavi ettiren; Avrupa'da Türkiye aleyhine propaganda yapan; "Üzerinde haki renk elbise olan herkes düsmandir" diyerek Mehmetçigi hedef gösteren "dokunulmaz" hainler Kizilay'da asilmiyorsa; (asilmak fiilinden demokrat beyler ve bayanlarin öfke sarasi tuttu veya nazik mideleri bulandiysa, belediye itlaf ekiplerinin yaptigi zehirleme fiilini kullanabiliriz!) "Vicdansiz evlat: kardeşine tecavüz ettigi için öz babasini öldürdü!" gibi haberlerle suç/suçlu tesbiti yapiliyorsa, memlekette bir seyler oluyor demektir. Memlekette birseyler olurken, çocuklarimiz elbette vurguna soyguna yönelecek; rüsve yemeyi tabii sayacak; kadin tacirligi yapmayi vergi rekortmenligine (!) ulastirdigi için "itibarli meslek" bilecek... Efendiler! Ya çocuklarimiza Türk ve Íslâm tarihinden büyük sahsiyetleri tanitarak sevdirelim, ya da "büyüyünce ne olmak istiyorsun?" sorusunu sormayalim... |
||
|
||
| OCAK ÇALIŞMIYOR Sanki evdesine nisan alirken gözünü bile kirpmayan Mete'nin askerlerindendi... Sanki Kürsad ile beraber Çin sarayini basmaya giderken tatli candan geçenlerden birisi de oydu... Sanki "Su les sürüsüne haddini kim bildirecek?" denilince kiliç sakirdatip herkesten evvel önce çikan er kendisiydi... Sabahlara dek kandil isiginda eser yazan da, kavurucu günes altinda tarla süren de idi sanki... "Disiplin" der, "fedakarlik" der, "kahramanlik", "alimlik", "çaliskanlik" der, fakat buldugu bir gölgelikte serin rüyalar görür. Kafa tutar, kendini düsünür; korkaktir, cahildir, tembeldir. "Ocak çalismiyor arkadas!" "Öyle mi! Söyle hele, Ocagin ne yapmasi lâzim?" "Ne bileyim..." "Gençler Ocak'ta bos bos oturuyor!" "De bakalim, Ocaga gidiyor musun?" "Valla is güç..." Bazi tosunlar Ülkü Ocaklari'nin adresini bilmezken, Ocaklar hakkinda rapor düzenlemeyi çok iyi biliyor. Tenkit konusunda maharetliler, ancak "Gel su isin bir ucundan tutuver" denilince de ipe un seriyorlar... "Yüke gelince kusum, uçmaya gelince deveyim" diyen bu tipleri ne kadar sevmiyorsak; "Ínandigim davamin selameti için ne emrediliyorsa yaparim" diyenlere de o kadar hayraniz... Bize göre Ocaklarin temel vazifesi, önce gençler olmak üzere bütün insanlarimizi "üstün ahlâk sahibi" yapmaktir... Üstün ahlâk sahibi olmak için Kur'an-i Kerim, Hadis, Fikih, Íslâm ve Türk Tarihi, Edebiyat gibi hususlarda egitim görmek gerekir. Bu egitimin neticesinde saglanan bilgi pratige dönüsecektir. Bunun ilk mektebi ocaklardir. Ocaklari insanlar idare eder. Ínsanlar beserdir, sasirabilir... Beserin yardima ihtiyaci vardir. En önemlisi Ocak, Ocaklilarindir! Bu Ocagin basarisi da basarisizligi da bütün Ülkücüleri ilgilendirir. "Yönetim kurulunu sevmiyorum" diye Ocaga tavir alanlar, kendi samanligini atese veren aptallar gibidir. Peki, yapilan her tenkit asilsizmidir? Hayir! Hayir ama tenkit edenler daha iyisini ortaya koymadan, çözüm teklifi sunmadan bunu yapiyorlarsa, begenmediklerinden daha asagi duruma düserler... Öyle bir dönem yasiyoruz ki, birakin Ocak baskanlarimizi, "Ocak'ta bir sandalyede uyuyanin bile ayagini öpmek gerekir." Basarmak için inançli olmak yetmez. Ínancin dinamosu mücadeledir, faal olmaktir. Kocaman bir jeneratörü incecik bir telin kopmasi durdurulabilir. O halde çene yarisini birakip, güçlerimizi birlestirelim. Kim, hangi alanda yetenikliyse meydana çiksin. Yani herkes pamugunu döksün ortaya. Ocak yöneticilerimiz de gevezelerin laklaklarini dikkate almasin... Davanin muzaffer olmasi için programi olanlara imkan sagliyarak, kültür-sanat ve fikir adamlarimizi "degerlendirsin" ler. Mahalle, ilçe il Ocak temsilcilikleri vatandasin hayatinda vazgeçilmez bir unsur haline gelsin... "Ocak çalismiyor" diyenler, siz de kalemi alin elinize yazmaya baslayin... Yazamiyorsaniz çikin Ocak baskaninin huzuruna ve görüslerinizi, tenkit ve tekliflerinizi sözle sunun. Onu da yapamiyorsaniz SUSUN!!.. |
||
|
||
| KIYAMET KOPAR "Bir defa da baska seslere kulak versek kiyamet mi kopar?" diyor Güneydogu için tedbir "düsünen" bir tuhaf yazar efendi. Diyarbakir'da dört yil Vali yardimciligi yapmis bir zatin raporundan aldigi ilhamla hep güvenlik güçlerimize yüklenmis. Kürtçe yayin yapmak birligi saglarmis, resmî binalarin anlina kazilan <<Ne Mutlu Türküm Diyene>> sözü ile baski yapiliyormus, askerî uygulamalar hiçbir sonuç vermiyormus, insan durup dururken devletine baskaldirirmiymis... Yazarimiz (!) bugüne kadar- ki elli yasin üzerindedir- "silahli mücadeleden baska çare yok" zannediyormus. Íslâm adina Deniz Gezmislere , Mahir Çayanlara methiye düzebilecek kadar yufka yürekli olan bu masa basi kahramani, hedefi belli olan bu rapor müsveddesini çöp sepetine havale edip, çalistigi gazetenin çaycisina "Güneydogu'da neler oluyor" diye sorsaydi daha saglikli bilgi temin edebilirdi. Güneydogumuz politakaya malzeme olmaktan çikarilmalidir. Gündemde bu bölgemizle ilgili olarak kan ve gözyasi haberleri degil baris, kardeşlik türküleri yer almalidir. Kod adi Apo olan Ermeni militaninin defteri bir an evvel dürülmelidir... Orada yani cografyamizin dogusunda birseyler oluyor. Bu olanlar son on yilin degil, yillarin birikimidir. "Halklarin kardeşligi" ile baslayan "ezilen uluslarin birlikteligi" ile emekleyen Rus emelleri, Marksist-Leninist düsünce tulumunu giyerek "fikir" zemininde yayildi. "Siz ayri bir irksiniz, Türkler sizi sömürüyor! Çare daga çikmaktir, devlet kurmaktir" noktasina geldi. Sonra "biji Kürdistan, serok Apo" haykirislari... Kürtçü-komünist dergi ve gazetelere söyle bir gözatin tüyleriniz ürperecektir. Dualarla, davul zurnalarla kurbanlik koç gibi kina yakarak askere yolladigim Mehmedim, o ihanet kokan sayfalarda hedef olarak gösterilmektedir. "Devlet, Dogu'da zulüm yapmaktadir!" "Kürtlere savunma hakki..." "Kürdistan T.C. tarafindan isgal edilmistir." "Asker Dogu'da orman yakiyor." Bir de güya "Íslâmci" dergi ve gazetelere bakin, ayni ifadeleri bulacaksiniz. Íste en masum cümlelerden biri: "Güneydogu'daki kardeşlerimiz iki ates altinda yillardir baski, zulüm altinda yerli Bosna-Hersek zulmüne maruz kaliyorsa, hep Íslâm ümmetçiliginin suuruna eremedigimizdendir..." Bu cümlenin bozuklugunu bir yana birakarak açiklayalim ki yazar efendi, zulme ugradiklarini iddia ettigi Dogulu kardeşlerimize yardim etmedigimizden sikayetçidir... Hem bu nasil "ümmet suuruna ermek"tir ki, birlikten yana olanlarla bölücüleri, Mehmetçik ile Sirp köpeklerini ayni kefeye koyabiliyor. Sairin dedigi gibi "kilicimizin ekmegi" olan Türkiyemizde Türklük ve Íslâmi bogmaya çalisan hiç bir yilanin sürünmesine izin vermiyecegiz. Ístiklâl Marsi yerine baska bir mars, ay yildizli albayrak yerine baska bir bayrak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adi yerine baska bir isim düsünen "Baska seslere kulak verirsek" elbette ki kiyamet kopar! Kiyamet kopmasina gerek yok aslinda. Her Türk evladi bu vatansiz, milliyetsiz sürüngenlere bir tükrük yollasa, bogulur giderler... |
||
|
||
| ALLAHIM SAHİP GÖNDER Ekonomik s|k|ntilardan manevi buhrana kadar derdimize çare aramak yerine, kolay yolu seçerek "Allah, bu millete bir sahip göndersin" diyoruz. Sanki gönderdigi sahiplere "Dahip" çikiyormusuz gibi... Sakin ola Cenab-i Hakt'tan böyle bir niyatda bulunmaya karsi oldugumuz zannedilmesin. Biz esasa degil usule tavir aliyoruz. Bakiniz Abdülhakim Arvasi Hazretleri "Efendim, dua buyursaniz da Muhammed ümmeti kurtulsa!" diyen bir esnafa nasil karsilik verir. "Sen ne diyorsun efendi! Muhammet ümmeti olur da kurtulmamis olur mu? Sen bana o ümmeti göster, o dakikada kurtuldugunu sana müjdeleyim!" "Allahim Sahi gönder!" ha. Haylazlikta bir numara olan tembel bir talebenin zayif aldigi yazili sonunda ögretmenine hesap sormasina benziyor hâlimiz. Hep hakkimizdan bahsediyor, vazifelerimizi sormuyoruz. Kahvemizi höpürdediken-hasa- usagimiz zannettigimiz Allahimiza emirler yagidiriyoruz: "Bosna'daki zulmü durdur!" "Ermeniyi kahret!" "Bu sene ürün bol olsun!" "Pahalilik bitsin!" "Kötüleri islah et!" "Yagmur yagdir!" "Günes nerde kaldi?" "Bizi koru!" ................. Basüstüne! Baska ne emredersin beyzadem?! Zavalli biz! Birgün Allahimiz; "Ey kullarim! Ben size saymaktan aciz kalacaginiz kadar nimet verdim. Bunlara sükredeceginiz yerde hep isyan ettiniz. Uyguladiginiz zaman saadete eriseceginiz bir din gönderdigim halde hep seytanin emirlerini yerine getirdiniz. Allahin düsmanlarini dost edindiniz. Sevgilim olan Hazreti Muhammed'in ahlâkina yabanci kaldiniz. Açi doyurmadiniz, düskünü kaldurmadiniz.Cihado terk ettiniz. Hep kendinizi düsündünüz. Bunalinca beni yardima çagirdiniz. Rahata kavusunca adimi anmaz oldunuz" diyebilecegini niçin düsünmeyiz. "Allahim sahip gönder!" Günes her sabah doguyor ama körler bunu görmüyor. Perdeleri kapatip yorgan altina gizlenerek "Allahim düsmanlarimizi maglup et" diyecegimize; "Allahim gözlerimizi kara gecede karalar giyinmis düsmanimi görecek kadar kesinlestir!" diye yalvardigimiz zaman kendimizi Cenab-i Allah'in bu milleti kurtarsin diye gönderdigi bir "sahip" olarak görecegiz |
||